Ye Kürküm Ye

  • 4-5 dakika okuma
  • 12 sayfa

Ye Kürküm Ye — Nasreddin Hoca fıkrası, çocuklara sesli okumak için. Ziyafete önce Hoca gitmiş, kimse bakmamış; sonra kürkü gitmiş.

Akşehir'de bir sonbahar günüymüş.

Akşehir'de bir sonbahar günüymüş. Nasreddin Hoca evinin önünde oturmuş, eşeğinin semerini onarıyormuş; o sırada konağın hizmetlisi sokağın başında görünmüş ve doğruca ona gelmiş. Şehrin en zengin adamı büyük bir ziyafet veriyormuş ve Hoca da çağrılıymış. Hoca teşekkür etmiş ve işine devam etmiş. Ne giyeceğini bir an bile düşünmemiş, çünkü her gün ne giyiyorsa onu giyermiş.

Akşamüstü yola çıkmış.

Akşamüstü yola çıkmış. Üstünde her günkü cüppesi varmış: rengi solmuş, dirsekleri incelmiş, eteği bir yerinden onarılmış bir cüppe. Başında da her günkü kavuğu. Yol tozluymuş ve eteğine biraz toz bulaşmış; Hoca eğilip silkelemiş ve yürümeyi sürdürmüş. Ziyafete kendisi çağrılmıştı, cüppesi değil — bu kadar açık bir şeyi ayrıca düşünmeye gerek görmemiş.

Konağın kapısı iki kanatlıymış ve önünde uzun boylu bir adam duruyormuş.

Konağın kapısı iki kanatlıymış ve önünde uzun boylu bir adam duruyormuş. Hoca yaklaşınca adam ona şöyle bir bakmış: yukarıdan aşağı, sonra yine yukarı. Kapıyı kapatmamış, ama açmamış da; yalnızca kenara çekilmiş. Selam vermemiş. Hoca içeri girmiş ve arkasından kapı, gelen biri değil de geçen bir rüzgârmış gibi kapanmış.

İçerisi kalabalıkmış. Duvar boyunca minderler dizilmiş, ortada mangal yanıyormuş, tavandan inen zincirlerde kandiller…

İçerisi kalabalıkmış. Duvar boyunca minderler dizilmiş, ortada mangal yanıyormuş, tavandan inen zincirlerde kandiller asılıymış. İnsanlar öbek öbek konuşuyormuş. Hoca eşikte bir süre durmuş ve beklemiş. Kimse dönüp bakmamış. Kimse «buyur Hocam» dememiş. Sonunda kapının yanındaki, en uçtaki, en dar mindere kendi kendine oturmuş.

Sofra kurulmuş. Hizmetliler baş köşeden başlamış: önce büyük tepsiler, sonra çorba, sonra etli pilav. Tepsiler sıra sıra…

Sofra kurulmuş. Hizmetliler baş köşeden başlamış: önce büyük tepsiler, sonra çorba, sonra etli pilav. Tepsiler sıra sıra ilerlemiş ve Hoca'ya geldiğinde kâsenin dibinde parmak kadar çorba kalmış. Yanındaki iki adam kendi aralarında konuşuyormuş; biri bir kez Hoca'ya dönmüş, o da yalnızca dirseğini çekmek için. Hoca kaşığı eline almış, sonra bırakmış.

Bir süre öylece oturmuş.

Bir süre öylece oturmuş. Kandillerin ışığına bakmış, konuşulanları dinlemiş ve bir şey düşünmüş. Sonra sessizce kalkmış, kimseye bir şey söylememiş, kimseden izin istememiş ve kapıdan çıkmış. Kapıdaki adam bu sefer de bakmamış.

Uygulamada okumaya devam edin

Masalın ikinci yarısı, resimleriyle ve internetsiz.

Ücretsiz dene

Telefonda açmak için kamerayı doğrultun

Metnin kaynağı: Nasreddin Hoca fıkrası; halk malıdır. Metin Marytale için yeniden yazılmıştır — başka bir derlemenin aktarımı değildir.

Daha çok masal